Adıyaman, adıyamanhaber, adıyamanhaberleri, adıyaman, acıyaman, haber, haberler, nemrut dağı, perre antik kenti, haber adıyaman, tarih, doğa, adıyamanhaberleri, medya,
GELECEĞİMİZ ELLERİMİZDE ŞEKİLLENSİN
Adıyaman - 24-05-2021 12:03
Ulu bir dağın zirvesinde, beyaz çakıl taşları arasında süzülen berrak bir suya benzer çocuklar. Kirlenmemiş, lekesiz, pak ve tertemiz.
Bir anne için candır çocuk. Bir baba için aşktır. Bir aile için mutluluktur. Kışı bahara çevirendir. Doğduğu eve berekettir, hazinedir ve dahi güneştir. Aslı paktır çocukların, ne kin vardır özünde, ne de kir. Doğduğu andan itibaren siz onu eğittiğinizi, büyüttüğünüzü, yönlendirdiğinizi zannedersiniz. Aslında o sizi eğitiyor, büyütüyor, yoğuruyor ve hatta pişiriyor. Gök gürlediğinde, o değildir size sığınan. Asıl siz sığınırsınız onun gülüşlerine, hülyalarına. O masum, günahsız, tertemiz, hiçbir şeyden haberi olmayan melek yüzlü çocuklar. Gözümüzün feri, hanelerimizin açan güneşi, hayatımızın anlamı biricik yavrularımız.
Zirveden aşağılara doğru akan bu pak ve temiz suya vurulan setler ve bentler. Ovalara, denizlere ve okyanuslara ulaşana kadar o eski halinden eser kalmayan sular misali çocuklarımız.
Çalan zilin sesine koşan çocuğa “baban evde mi?” sorusuna tam cevap verecek iken; “yok de oğlum” diyen babanın bu davranışı karşısında bir süre duraksayan ve “yok desene oğlum” uyarısı ile “babam evde yok” diyerek yalanın ilk adımı ile tanıştırmaya hakkımız var mı?
Peki ya bir futbol maçında kart gören bir futbolcunun, önce hakeme hakaret ederek, sonrasında da hırçınlaşıp, seyirciyi çığırından çıkararak yeni nesillere kötü örnek olmaya hakkı var mı? Bir fabrikanın atıklarını denize akıtan fabrikatörün, içtiği suyun şişesini arabasının camından dışarıya fırlatan şoförün çevre bilincinden söz etmesi mümkün müdür?
Hastalarının gözü önünde sigara içen bir doktorun, ya da öğrencisinin karşısında sigara içen bir öğretmenin “sigara sağlığa zararlıdır, sigaranın sebep olduğu hastalıklar nedeniyle her yıl yüzlerce insan hayatını kaybediyor, ülke ekonomisi zarar görüyor” demesi ne kadar inandırıcı olabilir ki?
Arabasını yıkamak için tonlarca su harcayan ve yüz metre mesafedeki pazara bile arabayla giden bir babanın israftan söz etmesi doğru mudur? Bir davada güçlüden yana karar veren bir hâkimin adaletten bahsetmesi düşünülebilir mi? Karşıdan karşıya geçerken kırmızı ışığı ihlal eden ve belki de bir cana sebep olan birisinin ahlak kurallarından dem vurması mümkün mü?
“Devletin malı deniz, yemeyen keriz” anlayışı içerisindeki insanlar, vergi kaçıranlar, hırsına yenik düşerek; ihaleye fesat karıştıranlar; haktan, hukuktan Vatan, Millet, Sakarya’dan bahsetmeleri akıl karı mıdır?
O zaman çocuğun “ ben kimim, kime benzemeliyim?” sorusuna sessiz kalmamız gayet normal değil mi? Çünkü çocuk için en önemli duygusal tecrübeler ve kimlik arayışları, onun sevdiği kişilerle, içerisinde yaşadığı yakın çevresiyle olan bireysel ve sosyal ilişkileri sonucunda elde edilir.
Bütün bu yaşananların çocuklarımız üzerinde olumsuz etkiler bıraktığı aşikâr. İsrafı, adaletsizliği, gösterişi, bencilliği, ihaneti ve hırsı öğretmeyelim çocuklarımıza. Kendi ellerimizle onları atmayalım ateşe. Okyanuslara doğru akan o tertemiz suları kirletmeyelim. Bırakalım can versinler doğaya. Hayat olsunlar insanlara, bitkilere ve hayvanlar âlemine. Kendi doğal mecrasında büyüsün geleceğimizin gonca gülleri.
Ey yetişkinler; gelin adil olmayı, kardeşliği, dostluğu, hoşgörüyü, dürüstlüğü, güzel ahlakı, vatan sevgisini aşılayalım çocuklarımıza. Hayal kursunlar geleceğin dünyasına. Evlerimizi; yiyip içtiğimiz, yatıp kalktığımız bir mekân olmaktan çıkarıp, hayatın öğretildiği bir okul yapalım onlar için.
“Bırakın siz çocuklarınızla uğraşmayı, önce kendinizi düzeltin, sonunda onlar size çekeceklerdir.” diyen Mevlana’ya kulak verelim. Hayatın dilenciliğini yapan mutsuz ve umutsuz fertler olarak değil, kanaatkâr ve mutlu birer fert olarak yetiştirelim onları.
Unutmayalım, geleceğimiz bizim ellerimizde şekillenecek.
Uzm. Öğrt. Aziz Özbilgiç
azizozbilgic@gmail.com
Günün Diğer Haberleri