ZAMAN AKIP GİTMEKTE
Çalıyor yine, yatağımın baş ucundaki çıngıraklı saat,
Başlıyor yine yeni bir gün, kim bilir belki de yeni bir hayat,
Tutsaklığı geçer günlerin, güneş yeniden doğunca,
Zamana yenik düşer geceler, yeniden gün ağarınca.
Zaman, bir akarsu misali akıyorsessiz ve sedasız,
Akıp giden zamana, “dur” demek boş ve manasız,
Defalarca ertelediğim yanı başımdaki çıngıraklı çalar saat pes edip susunca artık uyanma vaktinin geldiğini ve yeni bir günün başladığını anlamıştım. Lakin, penceremin kalın perdesini aralayıp dışarıya baktığımda henüzgün aydınlanmamıştı. Yanılıyor olabilirdim. Kapı eşiğindeki tabureye oturup görebildiğim kadar uzaklara bakarken “bu sabah ya güneş geç kalmış ya da bulutlar erken uyanıp semayı teslim almış” dedim kendi kendime.
Çok geçmeden bahçeye nazır mutfaktaki küçük kahvaltı masasına geçtim. Bir yandan çayımı yudumlarken, diğer yandan duvardaki saate ilişti gözüm. O da ne? Yelkovan ile akrep sessizce çetin bir yarışa girmiş, ding beygiri gibi döndükçe dönüyor ve olabildiğince zamanı eritiyorlardı. O an Ahmet Hamdi Tanpınar’ın zaman şiiri geldi aklıma.
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.
Usulca evden çıkıpavlu kapısından sokağa adım atarken komşunun delikanlısıyla karşılaştım. Elinde küçük bir valiz, kısa saçlarıyla gülümserken bana “ne çabuk geldin? Gidişin daha dün gibi.” Dememe kalmadan “sen onu bir de bana sor” diyen balkondaki hasta annesine “gözün aydın” deyip kırık gönlünü onarmaya çalıştım.
Ve anladım ki;
Bizler, sıcacık yatağımızda, günün yorgunluğunu atıp, güzel rüyalarda yeni bir sabahı beklerken; zaman bir su misali durmadan akıp gitmekte.
Metrelerce uzayan kalabalık bir trafiğin orta yerinde, takıldığımız koca bir kamyonun arkasında işe yetişmek için çaresizce çırpınırken;ne yazık ki zaman hızla geçip gitmekte.
Aylardır hazırlanıp girdiğimiz sınavın sorularına cevap bulabilmek için başımızı kaldırıp tekrar döndüğünüz kitapların satır aralarında gezinirken, salon başkanının usulca “son beş dakikanız” dediği 180 dakikalık zamanne de çabuk geçip gitmekte.
Aynaya baktığımızdasaçlarımızın beyazladığını, yüzümüzdeki çizgilerin biraz daha derinleştiğini hayretle izlerken; zaman Temmuz güneşi görmüş kar misali eriyip gitmekte.
Bu kutsal vatanı korumak için sevdiklerimizden ayrı askeri bir kışlada en yakın arkadaşımıza “bugün şafak kaç? Derken zaman,metrelerce yükseklerden akan bir şelale gibi gözümüzün önünden kayıp gitmekte.
Daha dün ilk yaş gününü kutladığımız çocuğumuzun mezuniyet töreninde, havaya kep fırlatışınısevinç göz yaşları içerisinde izlerken;zaman, karanlığın kucağına düşen bir gün gibi tükenip gitmekte.
Musalla taşında yatan yakın bir dostumuza karşı son vazifemizi yapmak için huzurda el bağlarken; zamanın bir su misali akıp gittiğine hep birlikte şahit olmaktayız.
O halde;
Azlığından dolayı kıymetli olan ömrümüzü kaybetmeden önce, zamanın değerini bilelim. Gönül bilmeyene, bir ömür emanet etmeyelim. Mümkün olduğunca zamanı insanların hizmetinde harcayalım. Geçen zamanın telafisinin hiçbir şekilde mümkün olmadığı bilinciyle hareket edelim. Manasına göre bir günün de bir saniyenin de bir ömür kadar önemli olduğunu unutmayalım. Zamana, zamanında müdahale edelim. Bilelim ki zaman, en kıymetli hazinedir. Hazinenin anahtarı ise bizim elimizdedir.
Kaliteli ve yaşanabilir bir zaman geçirmeniz dileği ile…
Uzm. Öğretmen Aziz ÖZBİLGİÇ azizozbilgic@gmail.com